Özellikle 53 desibelin üzerindeki gündüz gürültüsü kalp hastalığı riskini yükseltirken, 45 desibelin üzerindeki gece gürültüsünün kalp ritmi ve uyku düzeni üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu ifade ediliyor.
Doğal olmayan yollarla ortaya çıkan, yüksek şiddetli ve uzun süreli sesler gürültü kirliliği olarak tanımlanıyor. Büyükşehirlerde trafik, inşaat çalışmaları, sanayi faaliyetleri, açık alanlardaki müzik yayınları ve çeşitli sosyal organizasyonlar gürültü düzeyinin artmasına neden oluyor. Gürültü kirliliğinin yaşam kalitesini düşürdüğü ve insan sağlığını etkilediği belirtiliyor.
Daha önce işitme kaybı ve psikolojik etkilerle ilişkilendirilen gürültü kirliliğinin, son yıllarda kalp ve damar sağlığı açısından da önemli bir risk faktörü olduğu ortaya kondu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı kılavuzlarda, çevresel gürültünün kalp ve damar hastalıklarıyla ilişkisine dikkat çekiliyor. Farklı ülkelerde yapılan araştırmalar da bu bulguları destekliyor.
Araştırma sonuçlarına göre, uzun süreli gürültü maruziyeti vücutta stres tepkilerini artırabiliyor. Bu durumun tansiyon yükselmesi, damar yapısında bozulma ve kalp hastalıkları riskinde artışla ilişkili olduğu belirtiliyor. Gürültünün uyku düzenini bozması da kalp ve damar sistemi üzerinde ek bir yük oluşturabiliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, dolaşım sistemi hastalıkları ülkede en yaygın ölüm nedenleri arasında yer alıyor. 2023 ve 2024 yıllarında gerçekleşen ölümlerin önemli bir bölümü kalp ve damar hastalıklarına bağlandı. Bu hastalıklar içinde iskemik kalp hastalıkları ilk sırada bulunuyor.
Uzman kuruluşlar, gürültü kirliliğinin önlenebilir bir çevre ve sağlık sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Gürültü seviyelerinin azaltılmasına yönelik bireysel ve toplumsal önlemlerin, kalp ve damar sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceği belirtiliyor.
Arife SALMAN

