Bir hukuk devletinden insan haklarına saygı göstermesini, koruyucu adaleti sağlamasını, toplumdaki barış, huzur ve güveni hak ve adalet esaslarını takip ederek korumasını beklemek işten değildir ancak her zaman yazıldığı gibi karşılık bulmaz.
Toplumsal hayattaki sürekli değişimin hukuktaki değişimden daha süratli olduğunu ve hukuku sosyal amaçların aracı olarak gördüğümüzde toplumsal olayların içtihat bakımından ne denli önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bağlantı kurulması zor gibi görünen ama hem yapı hem amaç bakımından paralellik gösteren hukuk ve müzik tam da bu noktada birleşmektedir.
Her ikisi de doğduğu toplumdan beslenir. Onun dilinden, tarihinden, kültüründen, ekonomisinden, siyasetinden can bulur ve yine onlara can verir. Her ikisi de toplumun gerçeklerinden ve ihtiyaçlarından ayrık düşünülemez. Hukuk yalnızca yazılmış olmakla, müzik sadece eğlenmek üzere anlamsız söz dizinleri ile gürültü oluşturmakla kendileri olmayacağı gibi işlevsiz de bırakılmamalıdır.
Müzik ve hukukun temel ortak terimi “armoni”dir. Armoni, farklı notaların aynı anda kullanılmasıyla ortaya çıkan ses uyumudur. Bu uyumun ana tonu aynı zamanda egemen ton olup çoklukta birliği sağlayan ögedir. Bu tespitle hukuk sisteminin adının belirleyiciliği arasında bir paralellik kurulabilir.
Hukuk sisteminin adı (liberal hukuk sistemi, sosyalist hukuk sistemi…vs.), hukuktaki egemen tondur. “Yasa mı yargıç mı” sorusunun karşısına “besteci mi yorumcu mu” sorusu konulduğunda verilecek cevabın birbirlerine ışık tutacak olması benzerliklerinin bir sonucudur.
Profesör Johnson ve Scales konuyu daha ileriye ve dikkat çekici bir yere taşıyor ve hukuk öğrencilerine rock müziğin zorunlu bir ders olarak eklenmesi gerektiğine dair sebeplerini sayıyorlar.
An Absolutely, Positively True Story : Seven Reason Why We Sing adlı makalelerinde karakteristik olarak hukuki olmayan bir olgu olarak Rock’n Roll’un hukuku açıklamak ve analiz etmek için nasıl yararlı olabileceğini gösteriyorlar.
Profesör Johnson ve Scales’in temel iddiası, rock müziğin faydalı olma sebeplerinden biri, rock müziğin geleneksel normlara ters düşebilecek alternatif sosyal yapılar ve ilişkiler hakkında iyi bir vizyon sağladığına ilişkin.
Rock’n Roll müziğin kökenleri, müzisyenlerin politik tutumları onu diğer müzik türlerinden daha eleştirel ve realist bir yere konumlandırmıştır. Adalet ve adalet arayışı üzerine harekete geçirici şarkılar yazılmış, propaganda aracı olarak kullanılmış, azınlıktakilerin ve hukuk düzenin dışladığı kişilerin sesi olmuştur.
Politik reformları destekleyen pek çok sosyalist şarkı yazılmıştır. Bu müzik türünün dünya ile tamamen eş zamanlı olarak ülkemize gelmesi ise şaşırtıcıdır ve altında da yatan hikâye şudur: Deniz Harp Okulu bünyesinde kurulan orkestra. Denizciler yurtdışına kolaylıkla çıkabildikleri için yeniliklerden haberdar olup buraya döndüklerinde ellerine gitarlarını aldıkları gibi çalmaya başlamışlardır. O dönem Erkin Koray başı çekenlerden biri. Hemen ardından Barış Manço, Cem Karaca kervana katılıyor. Düzenlenen Altın Mikrofon Armağanı Yarışması ile İstanbul dışındakiler Batı müziği ile tanışırken Anadolu’ya giden müzisyenler de memleket gerçekleriyle tanışıyor diyerek anlatıyor bu süreci Murat Meriç.
Sanatçılar müziği toplumun ihtiyaçları doğrultusunda evrilip sanatı ve toplumu iç içe geçirmiştir adeta. Tüm alt türleri ile bir başkaldırışı, isyanı simgeleyen rock müzik realist bir bakış açısıyla Türkiye özelinde toplumun kendini politik olarak ifade aracı haline gelmiştir. 50’lerden 70’lere uzanan dönemde Anadolu kültürü ile iç içe geçen bu tür, progresif rock ile birleşip bize has bir biçem oluşturmuştur.
Cem Karaca, işçileşme ve emekçilerin yükselişte olduğu bu dönemde “Tamirci Çırağı”nı, yoksullaşmanın arttığı 70’li yılların sonunda ise “Yoksulluk Kader Olamaz”ı yazmıştır. Aynı albümünde “Maden Ocağının Dibinde” şarkısıyla maden ocaklarında çalışan işçilerin çalışma koşullarını anlatırken iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlere adeta ağıt yakmıştır.
İsmiyle müsemma Grizu grubu adını, Soma’dan sonra en büyük maden faciası olan ve 263 maden işçisinin hayatını kaybettiği Kozlu taş kömürü ocağında meydana gelen zincirleme grizu patlamalarından alır.
12 Eylül sonrası yaşananlar neticesinde Anadolu rock müziği önemli temsilcilerini kaybetmiş ve toplumun nabzı olmak artık o kadar kolay değildir. İlerleyen dönemde benimsenen ekonomik neoliberal politikalar, liberalizm ve bireyciliği ön plana çıkarmış ve aslında darbe sonrası Rock müzik, alışılagelmiş biçeminden uzaklaşmıştır. Konular ve ifade edilişleri kısmen değişmiş olsa da kendine benzer bir tarzı yine yakalamıştır. 2000’lere geldiğimizde aslında sayılan sanatçılarla ve eserleriyle büyümüş yeni nesil bir rock anlayışıyla günümüzde halen müzik yapan pek çok grup kurulmuştur.
Türkiye’de Rock’n Roll; Selin Aksoy; ‘Uyan’, Manga; ‘Dünyanın Sonuna Doğmuşum’, Barış Akarsu; ‘Kimdir O’, Şebnem Ferah; ‘Sözde Namus’ şarkıları ile dönemlerinin gündemlerine muhalif olmuşlardır. Ayrıca ele alınan konular kapsamını öyle genişletmiştir ki eğitim ve çevre hakkı gibi güncel ve öncelenebilecek meseleler de şarkılarda yer bulmuştur.
Rock müziğin olmazsa olmazı elektro gitarın tam da bu müzikte kullanılmasının amacı, aslında araç olarak bu türün seçilmesinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Çünkü elektro gitarda yer alan distortion adı verilen ses efekti kulakları tırmalayan tınısı ile, isyanı ve acıyı yansıtmaya yarıyor.
Hukuk ve müzik arasındaki benzerlik, tüm bu anlatılanlarda politika ve müzik olarak dolaylı bir görünüm sergilese de kaynakları, yapı taşları, amaçları ve varoluşlarıyla hepsi özünde insanı taşırlar ve zincirleme reaksiyon gösterirler. Bazen birbirleri içinde kendilerini var etseler de bazen de bestekar ile yargıç örneğindeki benzerliğin nasıl kutuplaşabileceğini bize gösterirler.
Victor Hugo, “Müzik söylenemeyen ve hakkında sessiz kalmanın imkânsız olduğu şeyleri ifade eder.” diyerek müziğin “sessizliğin sesi” oluşundan bahseder. İşte müzik ve Rock’n Roll tam da bunun için harekete geçmiş ve hukuksal düzenlemelere kendi dilinden katkıda bulunmuştur. Merve Kızılboğa