İnsanlık, tarih boyunca zamanı ölçmek için farklı takvim sistemleri geliştirdi. Türkler de bu süreçte çeşitli takvimler kullanırken, gün ve ay isimleri zaman içinde değişime uğradı. Günümüzde Türkiye’de kullanılan takvim sistemi ise yapılan düzenlemelerle son şeklini aldı.
Türkiye’de gün isimleri, 1926 yılında yürürlüğe giren düzenlemeyle bugünkü haline kavuştu. Haftanın günleri pazartesiden başlayacak şekilde belirlenirken, isimlendirmelerde Osmanlı döneminden gelen alışkanlıklar etkili oldu. Gün isimlerinin kökeni ise farklı dillere dayanıyor. Örneğin “cuma” Arapçada “toplanma”, “çarşamba” Farsçada “dördüncü gün” anlamına gelirken, “pazar” kelimesi “alışveriş yapılan yer” anlamını taşıyor.
Ay isimleri ise 1945 yılında yapılan düzenlemeyle yeniden belirlendi ve 1946 yılından itibaren kullanılmaya başlandı. Bu düzenleme kapsamında bazı ay isimleri Türkçeleştirilirken, bazıları tarihsel kökenlerini korudu. Mart, Mayıs ve Ağustos Latince; Şubat, Nisan ve Eylül Süryanice; Kasım Arapça, Temmuz ise İbranice kökenli isimler arasında yer aldı.
Zaman ölçümünde yalnızca isimler değil, sistem de değişti. Osmanlı döneminde kullanılan “alaturka saat” anlayışında gün, gün batımıyla başlarken; yapılan düzenlemelerle birlikte 24 saatlik sistem benimsendi ve günün başlangıcı gece yarısı olarak kabul edildi.
Tarih boyunca Türkler; Hicri, Rumi ve Celali gibi farklı takvimler kullandı. Cumhuriyet döneminde ise Miladi takvimin kabulüyle birlikte gün ve ay isimleri bugünkü modern ve standart yapısına kavuştu.
Özden KARAKAYA

