Rapora göre, dünya genelinde nehirler, göller, yeraltı suları ve sulak alanlar, doğal yenilenme kapasitelerinin çok üzerinde kullanılıyor. Bu durumun birçok bölgede su kaynaklarının eski seviyelerine dönmesini imkânsız hale getirdiği belirtildi.
Uzmanlar, bugüne kadar kullanılan “su krizi” veya “su stresi” kavramlarının mevcut tabloyu açıklamakta yetersiz kaldığını ifade ediyor. Raporda yer alan değerlendirmelerde, “su iflası” kavramının, hem yenilenebilir su kaynaklarının hem de uzun vadeli rezervlerin kontrolsüz biçimde tüketilmesini tanımladığına dikkat çekildi. Bu sürecin geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.
Raporda görüşlerine yer verilen uzmanlar, yaşanan durumun geçici bir kriz olmadığını, aksine küresel ölçekte kalıcı bir sorun haline geldiğini belirtti. İklim değişikliğine bağlı uzun süreli kuraklıklar, artan sıcaklıklar ve düzensiz yağış rejimlerinin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığı kaydedildi.
Yanlış su yönetimi politikaları, tarımda aşırı ve verimsiz su kullanımı ile artan kirliliğin de süreci hızlandırdığına dikkat çekilen raporda, su kaynaklarının korunması için tüketimin azaltılması, sürdürülebilir su yönetimi politikalarının hayata geçirilmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Uzmanlar, gerekli önlemler alınmadığı takdirde su iflasının gıda güvenliği, halk sağlığı ve ekonomik istikrar üzerinde ciddi etkiler yaratacağı uyarısında bulunuyor.
Özden KARAKAYA

